Kulağa küpe sözler

2000 yılında, Mitoxantrone (Novantrone) ilerleyici MS hastalığı için, FDA onayı alan ilk ilaç oldu.

eMeS Neden Ortaya Çıkar ve Beyinde Ne Yapar?

Yazdır PDF
Bir çok virüs enfeksiyonunun MS’e neden olduğu öne sürülmesine karşın, doğrudan bir enfeksiyon ardından ortaya çıkar diye bir kesinlik yoktur. Virüslerin bağışıklık sistemini baştan çıkarıp, yanlış hedefe saldırıya neden oldukları kabul edilir. Virüsler içerisinde, kuduz, uçuk virüsü olan herpes simpleks, Ebstein Barr virüsü sayılabilir. Sonuçta, tetiği çeken bir şey ile, genetik yatkınlık üzerinde, çevresel etkilerle ortaya çıkar...


eMeS'de genetik üzerine eklenmiş çevresel nednelerle, merkezi sinir sistemi olan beyin veya omur ilikte sinir hücreleri uzantıları çevresini, adeta bir kablo telinin etrafındaki plastik gibi saran myelin=yağ kılıfında bozulma ve zedelenme oluşur. Bunun ardından da şikayetler ortaya çıkar.

Beyinde Nasıl Hasar yapar?
Bağışıklık Sisteminin Terörist Elemanları
Normal bir insanda beyin, kişinin mikroplara karşı savaşan bağışıklık sisteminden gizlenmiş ya da saklanmıştır. Bağışıklık sistemi insanı "mikrop" diye tanımlanan, enfeksiyona yol açabilen virus, bakteri, mantar ve parazit gibi zarar verici etkilerine karşı korur. Beden çevrede bulunan çok sayıdaki mikrobun saldırısına uğrar ve bu organizmalar vücudumuza girebilmek için uğraş verir. Bağışıklık sistemimiz koruyucu, yok edici hücrelerden ve bazı hormon benzeri salınan maddelerden oluşur.

Ayrıntıya girmeden önce sinir sisteminin, özellikle eMeS’de etkilenen kısımlarından da bahsetmek gerekir. Beynimiz, kemik korumalı kafatası içinde yaklaşık 1300–1400 gr ağırlığındadır. Bu ağırlık, toplam vücut ağırlığımızın yaklaşık %2.33’ünü oluşturur. Buna rağmen beynimiz dinlenme halinde vücuttaki enerji tüketiminin %20’sinden sorumludur. Sinir sisteminin esas temel yapı elemanı sinir hücreleri (nöron) ve destek hücrelerdir. Sinir hücreleri beyinde ağırlıklı olarak beyin kabuğu kısmına yerleşiktir. Beynin veya sinir sisteminin daha büyük kısmını ak madde oluşturur. Ak madde sinir hücrelerinin ana uzantıları (aksonlar) tarafından oluşturulur.

Hücre gövdesinden çıkan, kalın ve esas uzantılardır. Uzun boru gibi bir yapı olan akson çok uzak yerlere ulaşır. Bel bölgesindeki omurilik hücresinden çıkan ve ayağa giden bir aksonun boyu 80 cm’ye ulaşabilir. Aksonlar çoğunlukla dışlarından bir yağ kılıfı ile sarmalanarak çevreden izole edilirler. Bu yalıtım ne kadar kalın ise iletim hızı o oranda artış gösterir. İzolasyon sarmalları arası boşluk bölgeleri vardır ve bu alanlara Ranvier boğumları denir. Beyinde ilerleyen elektriksel uyarım bu bölgerlerden bir diğerine zıplayarak ilerler. Aksonlar uçlarına doğru dallanır ve etraflarındaki yalıtım yapan miyelin kılıf kalkar.





 

Beynimiz, kemik korumalı kafatası içinde yaklaşık 1300–1400 gr ağırlığındadır. Bu ağırlık, toplam vücut ağırlığımızın yaklaşık %2.33’ünü oluşturur. Buna rağmen beynimiz dinlenme halinde vücuttaki enerji tüketiminin %20’sinden sorumludur.


Oligodendrositler sinir hücrelerine destek görevi yapan hücrelerdir. Temel görevleri aksonun çevresinde yalıtım sağlayan, yağdan oluşan, miyelin kılıfı oluşturmaktır. Sadece beyin ve omurilikteki ak maddede bulunurlar. Oligodendrositler yakın çevrede bulunan birden fazla aksonu sarıp çevreleyebilirler. Bu çevre sarma işi miyelinleşme olarak adlandırılır ve aksonun ileti hızını arttırır. Aynı bir elektrik kablo telinde olduğu gibi dışındaki plastik koruyucu gibi elektriksel kaçakları engeller. Aksonu uzunlamasına saran kılıfların arasında, kılıfsız (miyelin içermeyen) bölgeler oluşur ve buralar Ranvier boğumu olarak adlandırılır. Bunlar, akson boyunca boğum-boğum şeklindedirler. Elektriksel akım bir boğumdan diğerine sıçrayarak iletilir. Yürüme yerine sıçradığından, normalde olması gerekenden kat kat hızlı bir ileti sağlar. Örneğin miyelinsiz ve dolayısı ile Ranvier boğumsuz olan aksonda iletim hızı saniyede 30 metre iken, miyelinlide 80 metreye çıkar.


Bağışıklık sistemi ve sinir sisteminden kısaca bahsettikten sonra, her ikisini bir araya getirip ne olduğuna bir bakalım. Öncelikle genetik bir zemin üzerine eklenmiş, çevresel nedenler, beslenme farklılıkları ve değişik tetikleyicilerle (stres, enfeksiyonlar...) hastalık ortaya çıkar. Tetik çekilir. Peki süreç nasıl başlar?

Öncelikle, yönünü şaşırmış ve bir dereceye kadar neredeyse anarşist hale gelmiş bağışıklık sistemindeki bazı hücreler hem kendileri hem de salgıladıkları homon benzeri maddelerle, sinir sisteminde (beyin + omurilik) zayıf olan bölgelere saldırıya geçerler. Aslında bu terörist hücreler az sayıda hepimizin bedeninde bulunurlar. Bunlar çoğalmazlar ve bedenin herhangi bir yerine saldırıya cesaret etmezler. Bir kenarda adeta beklerler. Fakat, nedenini bugün tam anlayamadığımız bir (ya da birden çok) nedenle bedende, kendi kendine terör başlar. Kendinden olanı yabancı kabul ederler!

Berlin duvarı


Normal şartlarda, kandan beyne her şey elini-kolunu sallayarak geçemez. Arada bir koruma-engel vardır. Aynen tarihi Berlin duvarı ya da Çin seddi gibi. Bu duvardan sadece beyine gereken belli maddeler, seçilerek, özel kapı bölgelerinden geçerler. Ancak, terör olan yerde, giriş kapılarına ya da yerlerine bakılmadan, engeli kıran ve zedeleyen saldırılar yapılır. Yıkılmalar belli bir seviyeye ulaştığında ise, artık kan ile beyin arasındaki engel bozulmuştur. Kontrolden çıkmış terorist bağışıklık sistemi elemanlarının karşısına sinir sistemi savunmasız olarak kalır. Bu bzulma durumu, çekilen tetik sonrası, hastalık sürecini başlatan ilk aşamadır.


İkinci aşama ise terör saldırılıarı nedeni ile aradaki engelin kalktığı beyne saldırıdır. Beyinde ise ilk saldırı noktası, yukarıda belirtildiği üzere, oligodendroglia hücrelerinin oluşturduğu yağ kılıfları ya da bilimsel adı ile myelin kılıfıdır. Saldırıya geçen hücreler daha çok, lenfosit olarak adlandırılan hücre grubu içinde yer alan, saldırgan ve yok edici özelliği olan CD8+ kod adlı hücrelerdir. Bunlar çok iç kısımlara ulaşarak belirgin hasar yaparlar. Daha az oranda ise, çevrede bulunan ve saldırı merkezine çok ilerlemeyen, ağırlıklı olarak bu terör saldırısına yardımcı olan CD4+ kod adlı savunma hücreleridir. Burada bu terörist saldırıları yapan hücreler aslında ciddi bir yanılgı içindedirler. Saldırıları iyilik için, bedeni korumak için yaptıkları yanılgısındadırlar. Ama, onlara bilgi aktaran ve onları terörist saldırıya sevk eden hücreler yanlış bilgi aktarmışlardır. Ama artık iş işten geçmiş ve zarar verilmiştir bile... Kendilerinin yaptığı saldırılardan sonra, serbest bırakılan kimyasal ve biyolojik silahların ardından, bağışıklık sisteminin başka hücreleri de aynı yoldan gider ve hasar daha da artar. Beyinde ya da omur ilikte doku hasarı ortaya çıkar. Zedelenmiş bölgede, myelin kılıfları iyice soyulur. Sinir iletimleri ve elektrik akımları, bu izolasyon kılıfı yokluğunda aksar ve kısa devreler yaratır. Artık sinir hücresi ana uzantıları olan aksonlar çıplak kalmıştır. Saldırı şiddetli olduğunda ise bazen aksonların kendileri bile etraftaki kılıfları ile birlikte zedelenirler. Saldırı sonrası ortalığı tamir etmeye ve toparlamaya gelen destek hücreleri ise çalışmaya koyulur ama zarar büyüktür. Hele hele aksonlar da zedelenmiş ise tamir etme iyice zorlaşır. Ortaya çıkan bu hasar görünür olduğunda plak (skleroz=sertleşme) olarak adlandırılır. Bu plaklar, saldırının şiddetine göre bir bölgede ya da bir anda beyin-omurilikte bir çok alanda (multipl=çoklu) ortaya çıkabilirler. Plakların beyin ve omurilikteki yerlerine göre klinik belirtiler ortaya çıkar. Görme sinirinde ise görme kaybı, ayak hareket bölgesinde ise ayak güçsüzlüğü, el-yüz his bölgesinde ise el-yüzde uyuşma, karıncalanma ya da duyu kaybı, beyincikte ise denge kaybı gibi...


eMaR Plak görüntüleri. hasarlı alanlar